Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ne yiyorsan o'sun

Hipokrat ne demiş? "Ne yiyorsanız O'sunuz". Günümüzde de kullanılıyor bu söz; Yediğimize içtiğimize dikkat etmemiz gerektiğini, zira bedenimizin onlarla inşa edildiğini ve beslenmemiz ile sağlığımızın doğrudan birbiriyle bağlantılı olduğunu belirtmek için söyleniyor bu söz. Aslında bunun ötesi de var bence. Yiyeceklerimiz sadece fiziksel bedenimize etki etmez, duygu, düşünce ve davranışlarımızı da etkiler. Nasıl? Bilinç düzeyine bağlı olarak insanları bir oranda bilinçleri ve bir oranda da hormonları yönetir. Hormonlara yön veren, yani hangi hormonun baskın olacağına karar veren de yiyeceklerimizdir. Burdan sonrasına komplo teorisi diyebilirsiniz ama, yiyeceklerine müdahale edebilirseniz insanları ve toplumları bu yolla yönlendirebilirsiniz. Bizim yiyeceklerimize müdahale edilebiliyor mudur acaba? Bilinçli bir hayat dilerim. A. F.

Göçmenleri kınamayın

Göçmenleri kınamak doğru değil. Onların ne tür baskılara, işkencelere, travmalara, tuzaklara, korkulara... maruz kaldığını biliyor musunuz? Normal, hatta normalin çok altında hayat standartlarında yaşasalar bile kimse evini, yurdunu, vatanını terk etmek istemez. Çok azdır bu sıkıntıları yaşamadan memleketini terk eden, belki macera arayanlar, belki de daha yüksek hayat standardı arayanlar. Edirne'de Afgan bir göçmen kameralara konuşuyor: "Dedemi, Ruslar öldürdü, babamı Amerikalılar öldürdü. Sonra El Kaide, IŞİD, Taliban öldürüyor. Ben yaşamak istiyorum, ben de insanım." Bu genci kınamak ne kadar doğru. 50 yıldır savaşıyorlar, kimin ne için kiminle savaştığı belli değil. Amerika, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya ve diğerleri Afganistan'ı askeri antrenman sahası olarak kullanıyorlar; işi biten gidiyor, başkası geliyor. Dikkat ettiyseniz Edirne'deki göçmenlerin neredeyse yarısı Afgan. Yazılacak o kadar çok şey varki; ama ne kadar uzun yazarsam biliyorum ki o k...

Ayaktan hasta girişi de ne?!

Bir çok hastanede bu ifadeye rastladım. "Ayaktan Hasta Girişi". "Ayakta" diye yazmak varken "Ayaktan" yazmanın anlamı ne? Bu da aşçı yerine hâlâ ısrarla ahçı denmesi, Sütlüaş veya sütlaş yerine sütlaç denmesi gibi saçma sapan bir uydurma olmalı. Bu tip bozulmalar Türkçeyi sonradan öğrenenlerin konuşma tarzları ve bizim insanımızın onlara karşı sempatisi sonucu oluyor herhalde. Bu kelimeleri yanlış kullananlara ülkemizde yaşayan meşhur bir yabancının deyimiyle seslenmek istiyorum: "bizımla diyılsınız".

Osmanlıyı sevelim sayalım ama ...

Bazen kaş yapalım derken göz çıkardığımızın farkında değiliz. Osmanlıyı sevip saymak ayrı şeydir, Osmanlının hüküm sürdüğü toprakları geri alacağız demek ayrı şey. İkincisini söylemek oralardaki devletleri kendimize düşman ilan etmektir. SSCB nin dağılmasından yıllar sonra Banu Avar ingiliz bir tarih profesörü ile röportaj yapmıştı. Adamın söylediği cümle aynen şu: "Sovyetler dağılınca biz Avrupalılar Türkiyenin tekrar ordaki Türkî cumhuriyetlerle birleşip Osmanlıya dönüş yapacağından endişe ettik, çok şükür bu olmadı". Avrupada, Araplarda ve çoğu komşu ülkede bu psikoloji hâkimken aklı selim ile hareket etmemiz şart. Geçmişimizi sahiplenelim, sevelim, sayalım ama tüm dünyaya hakim olacağız gibi absürt düşüncelere kapılıp, bunu da dile getirip durmayalım. Dünyaya hakim olmak artık eskisi gibi toprakları genişletmekle olmuyor zaten. Oralarda ekonomik ve kültürel olarak etkili olmakla oluyor. Yapmamız gereken, sınırlarımız içinde ekonomik, teknolojik, kültürel, askeri ve ...

Beyin göçü mü, o da ne?

Beyin göçü diye bir kavram var. Üniversite mezunlarımızın yabancı ülkelere göç etmesini yanlış, ülkemiz için kayıp olarak görür bu düşüncedekiler. Ben bu göçün kayıp değil, ülkemiz ve milletimiz için kazanç olduğu düşüncesindeyim. Ülkemizdeki tüm mezunlar layıkıyla değerlendirilebiliyor olsa neyse. Ama herkesçe malûm ki durum öyle değil. Hâl böyle iken bırakın isteyen genç istediği ülkeye gitsin, orada hayatını kursun, gelişsin, büyüsün ve ülkemizin doğal bir elçisi olup ülke mizi kültürümüzü tanıtsın, lobi yapsın. Dünya ile entegrasyonumuza katkı sağlasın. "Vay efendim benliklerini kaybeder özlerini unuturlar" diyenler olur. Merak etmeyin, benliğini kaybetme, özünü unutma merakında olanlara bile bu ortam sunulmaz. Ne yaparlarsa yapsınlar onlar yabancıların gözünde hep Türk ve Müslüman olarak etiketleneceklerdir, kendileri bu etiketi silmeye çalışsa bile. Bırakın gençlerimiz yayılsın dünyanın dört bir yanına. Gözümüz kulağımız ulağımız elçimiz olsunlar. Kültürümüzü yaysınla...

Isıtma sistemi ne zaman çalıştırılmalı ...

Isıtma Sistemini Ne Zaman Çalıştırmalı? Isıtma konusunda toplumumuzda kafa karışıklığına neden olan bir konu da ısıtma sisteminin ne zaman devreye alınıp ne zaman kapatılacağıdır. Bu konu özellikle merkezi ısıtma sistemine sahip bina ve sitelerde yöneticileri çok yormaktadır. Kaloriferlerin ne zaman ve hangi şartlarda yakılacağı konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Valilik ve Belediyenin zaman zaman açıklamaları olur. Bu açıklamalarda geceleri hava sıcaklığının 15 derecen in altına inmesi durumunda kaloriferlerin yakılması gerektiği belirtilir. Oysa Meteoroloji Genel Müdürlüğü internet sitesinde yapılan yorum ve analizlerde, günlük ortalama sıcaklığın 15 derecenin üzerinde olması durumunda ısıtmanın gereksiz olduğu belirtilmektedir. İlk bakışta farkedilmese de bu iki yaklaşım arasında büyük fark vardır. Birisi anlık sıcaklıktan, diğeri ortalama sıcaklıktan bahsetmektedir. Bu konuda Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yaklaşımı daha doğrudur. Yani ısıtma sisteminin devreye alınması...

Canın mı sıkılıyor ...

"Canım sıkılıyor" özünde ne demek hiç düşündünüz mü? Bir gerçek manada sıkıntı vardır, insanı üzer, canını sıkar; bir de hayatta hiç bir sıkıntısı olmayan ve yapacak işi olmayanların can sıkıntısı vardır. Tezata bakar mısınız!? Birinci tür sıkıntı malûm, ben ikinci tür can sıkıntısına taktım. Hayatımda hiç bu anlamda canım sıkılıyor dediğimi hatırlamıyorum. Demek ki hiç beni sıkacak, bunaltacak kadar boş vaktim olmamış. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar misali bu nede nle de canım sıkılıyor diyenleri hiç anlayamadım. Bence can sıkıntısı insana rahatlığın batmasıdır. Hayatta en değerli şeylerden ikisine sahipsin; boş zaman ve sağlık, ama sen bunlardan şikayet ediyorsun. Bir akrabam canım sıkılıyor diyen çocuklarına "git orta parmağınla burnunu karıştır, can sıkıntın geçer" derdi :) . Hâlâ canı sıkılan varsa dünyadaki onca aç ve açıktaki insanları düşünsün. Düşünce kabiliyeti yoksa da TV seyretsin, zahmetsiz eğlence.   

Havalar hep güzeldi eskiden ...

Eskiden sabah okula gitmek için kapıyı açtığımızda her yerin karla kaplı olduğunu görür mutlu olurduk. Yağmur aniden bastırırdı, ıslanır, sığınacak bir saçak altı arar mutlu olurduk. Rüzgâr bir anda bulutları dağıtır güneş ışıl ışıl parlar mutlu olurduk.  AN'ı yaşamak, AN'da yaşamak buydu herhalde. Peki şimdi durum ne?  Haber kanalları bu mutluluğa engel oluyor. Onlara göre her türlü hava kötü.  Kar yağacaksa, yağmur yağacaksa, rüzgâr esecekse veya güneş açacaksa bir kaç gün önce den bombardımana başlıyorlar. Şiddetli kar geliyor donacağız, ulaşım alt üst olacak, yollar kapanacak ... turuncu alarm ... Şiddetli sağanak geliyor m2 ye şu kadar yağış olacak, kırmızı alarm ... Havalar ısınıyor, kavrulacağız, hava sıcaklıkları mevsim normallerinin 3 derece üzerine çıkacak... Eskiden de hava durumu verilirdi ama böyle felaket algısı yaratılmaya çalışılmazdı.  Şimdikiler reyting için ne yapacağını şaşırdı.  Gerçekten ekstrem hava şartları olacaksa neyse ama, sırad...

TDK'nın misyonu üzerine

Merak ettiğim bir şey var.  Bizim Türk Dil Kurumu (TDK) on yıllardır kelime üretme gayretindedir ya; acaba bir kelime üretirken, uydururken bu kelime Türki cumhuriyetlerde de var mı, yaygın mı, oralarda bir çok ülkede ortak kullanılan bir kelime varsa onu alalım, birliğimize de katkı sağlar diye düşündü mü? Kuruldu kurulalı 90 yıldır her yıl sadece 5 kelime alsa bu gün 500 kelimemiz ortak olabilirdi. Eskiyi hatırlıyorum, TDK nın derdi Türkçeyi arapça ve farsça kelimelerden arı ndırmaktı. Arındırdığı kelimeler belki de bizi geçmişimize ve Türki cumhuriyetlere bağlayan kelimelerdi. Arındırdı da ne oldu; belki iki katı sayıda kelime ingilizceden ve fransızcadan geldi girdi. Dil, kültür ve medeniyetin doğal uzantısıdır, ona zorla yön vermeye kalkarsan böyle yanlışların içine düşersin. Bildiğim kadarıyla bu gün sadece Azerbaycanlılarla kolayca anlaşabiliyoruz, diğer Türki Cumhuriyetlerdekilerle konuşmak anlaşmak zor. TDK keşke dil birliğini misyon edinip ona göre çalışsaydı.

Kışlık lastiklere rağmen mi kayıyorsun ...

Kışlık lastiklerim var yine de kayıyorum diyorsanız, okuyun. Geçenlerde kışlık lastik satın aldım. Her zamanki gibi montaj yapan ustaya kaç hava basıyorsun diye sordum; "34" dedi ki doğru basınç da buydu. Yine her lastikçi sonrası yaptığım gibi akşam yakınlardaki benzinliğe gidip kontrol ettim. Sonuç: basınç 30 psi. Kalibrasyon sorunu ihtimaline karşı yakındaki diğer benzinliğe gittim, orda da 30 psi ölçtüm ve tekrar 34 psi olacak şekilde hava bastım. Usta 34 yapmıştı bu fark  neden oldu? Lastik basıncı her 6 derecede yaklaşık 1 psi değişir. Usta benim lastikleri içerde taktı, taktığı ortam sıcaklığı 20 derece civarındaydı. Akşam ölçüm yaptığımda hava sıcaklığı dışarda -2 derece civarındaydı. Aradaki fark 22 derece, yaklaşık 3,5 psi yapar ki bu basıncın neden farklı olduğu durumunu açıklar. Lastik basınç ayarınızı hava ve lastikler soğukken yapın. Lastikleriniz ile yol yaptıysanız içindeki hava ısınmıştır, bu durumda ayar yapılmaz, bekleyin soğusun öyle yapın. Eğer beklemeye ...

Bir lisan bir insan mı ...

"Bir lisan bir insan iki lisan iki insan üç lisan üç insan". Yok böyle bir şey; yanlış. Bu laf sadece turist rehberleri için geçerlidir belki. Birileri fazlaca düşünmeden veya farklı bir kasıtla söylemiş bunu, yayılmış gitmiş. Bir tek yabancı dili iyi bir şekilde bilmek, ki en geçerli olanı ingilizce, yeterlidir. İkinci, üçüncü yabancı dil öğrenmek/öğretmek zaman israfıdır. Hindistan İngilizlerin sömürgesi iken, okullarda logaritma cetvellerinin ezberlenmesi zorunlu tutulmuş . Ansiklopedi kalınlığında logaritma cetvelleri ezberlenirmiş. Uyanık ingilizler bunu kötü niyetle yapmışlar tabii, millet boş durmasın boşa çalışsın, beyinler başka şeyle meşgul olmasın, uyanmasın diye. Acaba ülkemizde ikinci, üçüncü yabancı dil öğretmenin de böyle bir hikâyesi olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum! A. F.

Selamlaşmak

Selamlaşmak güzel bir şeydir. Bırakın kim nasıl isterse öyle selam versin, siz de istediğiniz gibi alın verilen selamı. Sadece selamı alın, selam ile verilen mesajı alın, memnun olun ve asla karşıdakini yadırgamayın ve yargılamayın. Selam neden verilir, anlamı nedir? Selam vermek demek, sana zararım dokunmaz merak etme, sana saygı duyuyorum demektir. Ne iyi olurdu şu selamlaşma işinin toplumda bir ayrışma unsuru olarak kullanılmasına izin vermesek. Sabah karşıdan biri geliyor. Günaydın mı desem, yok bu sevmez selamın aleyküm desem yanındaki günaydıncı, en iyisi yolumu değiştireyim. Durum bu......

Farkındalık yolunda

Mantıksal bir yaklaşım; Her duyguya karşılık gelen bir kelime var mı? Yok. Her kokuya karşılık gelen bir kelime var mı? Yok. Her renge karşılık gelen bir kelime var mı? Yok. Her düşünceye karşılık gelen bir kelime var mı? Var. Demek ki düşüncelerimiz kelimelerle sınırlı, Duyu ve duygularımız kelimelerle sınırlı değil. Yani hissetmek düşünmenin ötesinde bir şeydir. Kendimizi konuşmak ve düşünmek ile sınırlamayıp, bazen de sadece hissetmeye bırakmak, kendimizi bulma yolunda önemli bir adım olsa gerek. Farkındalıklı günler ...

Eleştirirken

Dikkat ettiniz mi, birininin yanlış bir sözünü davranışını usulca eleştirdiğimizde olumlu etki gösteriyor ama yüksek sesle eleştirince olumsuz bir tepkiye neden oluyor çoğunlukla. Sosyal medyada da öyle, küfür, hakaret ve aşağılayıcı üslup ile yaptığımuz eleştirilerin etki etme şansı yok, tepki çekme ihtimali çok. Heyecanlı bir milletiz, aniden gaza gelip esip gürlüyoruz. Ama unutmayalım tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.

Önce hayır!

Bazı insanlarla konuşurken, sohbet ederken, tartışırken, cümleleri hep olumsuz başlar. İki kere iki dört eder deseniz bile ağızlarından çıkan ilk cümleler olumsuzdur. Hatta kimilerine selam verirsiniz, hal hatır sorarsınız, selam almak için veya cevap vermek için bir müddet tereddüt ederler.  Bazılarına bu yöntem öğretilmiştir, akıl hocaları tarafından; "ne denirse densin önce hayır de, değerin artar".  Bazıları ise egoları uğruna yaparlar bunu, egoları karşıdakinin en basit bir konuda bile haklı olmasını hazmedemez.  Bazıları zaten kötü niyetlidir, iyi bir diyalog ile size moral vermek istemezler. Çok azı da zekâ seviyesine bağlı olarak yapar bunu. Algısı zayıftır garibin, ancak toparlar ve tepki verir, ama burnundan da kıl aldırmaz.  Aytekin FAKILI 

Pis müsrifler ...

Lavaboda elini yıkarsın, sağa sola sıçratmayacak şekilde hafifçe silkelersin ve sonra bir havlu kağıt çeker kurularsın, olmadı 2 adet hadi o da olmadı 3 kağıt kullanırsın. O sırada bir tip (🐴) gelir; elini yıkar veya sadece suyun altına tutar ıslatır, sonra havluluğa gelir, pat pat pat yarım kilo kağıdı alır, elini tam olarak silmez bile, acelesi varmış ve "benim değerli zamanımın yanında kağıt da neymiş" der gibi bir tomar kağıdı çöpe fırlatıp gider. Bunu yapanların benim gözümde çöpe attıları kağıt kadar değeri yoktur.