Toplumumuz kendine büyük bir paradoks yaratıp, on yıllar ve belki de yüzyıllar boyu bu paradoksun içinde debelenip durmuş. Uyanık olmayı ve kurnazlığı aynı şey sanıp, nesiller boyu öyle de öğretmiş hep. İkisi arasındaki farkı açıkça görüp tanımlayamamış; bunu ne okulda ne de ailede, çocuk eğitiminin içine doğru düzgün yerleştirememiş.
Uyanık Olmak: Bireyin Korunma Kalkanı
Uyanık olmak bir savunma mekanizmasıdır. Hayatı farkındalıkla yaşama çabasıdır. Çevrende olup biteni iyi gözlemlemek, insanların niyetlerini sezmek ve en önemlisi de saf durumuna düşüp kandırılmamaktır.
Uyanık insan, başkasının hakkına göz dikmez. Onun derdi kendi alanını korumaktır. Kurulan oyunları, arkadan çevrilen işleri erken fark eder ve kendini o çukurun içine düşmekten korur. Yani uyanıklık, hayatın getirebileceği tuzaklara karşı elimizde tuttuğumuz güçlü bir kalkandır.
Kurnazlık: Çıkarın Keskin Kılıcı
Kurnazlık ise savunma değil, doğrudan bir saldırı halidir. İşin içinde ince planlar, manipülasyonlar ve hileler barındırır. İlginçtir ki kurnazlık genetik değildir; çocukken ailede ve yakın çevrede başlar. Büyüklerin "işini bilmek", "gemisini kurtaran kaptan olmak" gibi sıfatlarla hileye göz yumması, çocuğu bu yönde eğitir. Çıkar odaklı bu yakın çevre eğitimiyle büyüyen kişi, haksız avantaj sağlamak için insanları birer araç gibi kullanmaktan çekinmez. Güveni un ufak eden kurnazlık, başkalarının canını yakmak için gizlenmiş keskin bir kılıçtır.
Ne yazık ki toplumun kurnazlığa bir miktar yüz vermesi, hatta gizliden gizliye prim vermesi toplumsal yaşamı ve ahlakı dipten uca bozmuş, toplum bu haliyle aslında kendi bacağına kurşun sıkmıştır. Güven bağları kopan bir toplumda, gün gelir herkes birbirinin kurnazlığının kurbanı oluverir.
Bizim Coğrafyanın Klasiği: Şark Kurnazlığı
Kurnazlığın bu topraklara has, adeta kurumsallaşmış versiyonuna ise "Şark kurnazlığı"diyoruz. Bu ifade; sorunları çözmek yerine etrafından dolanma, kurallardaki açıkları kendi lehine kullanma ve kendini herkesten akıllı sanma durumudur. Şark kurnazı, zekasını üretmek için değil; sorumluluktan kaçmak ve başkalarının sırtından geçinmek için harcar. Maalesef toplumumuz bu Şark kurnazlığını uzunca bir dönem bir meziyet gibi gördü, anlayışla ve övgüyle bakıp buna prim bile verdi. En büyük trajedisi ise, yaptığı bu küçük hesapların dışarıdan çok net göründüğünü fark edemeyecek kadar kendi kibir dünyasında kör olmasıdır.
Uyanıklık bir farkındalık meselesiyken; kurnazlık bir ahlâk problemidir. Geleceğe temiz bir toplum bırakmak istiyorsak, artık bu paradoksu kırmalı ve çocuklarımızı uyanık bireyler olarak yetiştirmeliyiz, kurnaz değil.
Uyanık ama temiz kalabilmek dileğiyle...
Aytekin FAKILI
Yorumlar
Yorum Gönder