Bir halk ozanımız meşhur bir türküsünde ne diyordu:
"...Tabiatım kurusun, bakarım güzellere...".
Bir insanın tabiatı/fıtratı/karakteri neyse her hal ve şart altında ona göre davranır, hayattan o ölçüde zevk alır; algıları tabiatı ile orantılı çalışır.
Ozanımızın kastettiği gibi, zengin de olsa, fakir de olsa, makam sahibi de olsa, sıradan bir vatandaş da olsa insanoğlu tabiatına, fıtratına (yaratılışına) uygun davranır.
Kendini çok iyi eğittiyse belki biraz direnir ama eninde sonunda yine aslına rücu eder ve tabiatına, fıtratına uygun davranış sergiler.
İnsanın yaşadığı hayatta ne kadar huzurlu, mutlu olacağı, algıları, tutum ve davranışları, çevresel etkilere verdiği tepkileri ile belirlendiğine göre ve bunların da yönlendiricisi/belirleyicisi insanın tabiatı, karakteri olduğuna göre, demek ki insanın hayatında ne kadar huzurlu ve mutlu olacağı kendi tabiatına bağlıdır; konumuna, makamına, servetine vb. değil.
Hani derler ya "can çıkmadıkça huy çıkmaz", "insan yedisinde neyse yetmişinde de odur"; bu atasözlerimiz de aynı şeyi anlatır aslında.
Bir insan tabiatı gereği huysuz, mutsuz, memnuniyetsiz ise çevresel şartları ne olursa olsun hayattan alacağı haz, mutluluk, huzur hissi değişmez. Bir çoban da olsa bir fabrikatör de olsa yediğinden içtiğinden alacağı haz, mutluluk aynıdır. Son model arabası ile seyahat etse de, atı/eşeği üzerinde seyahat etse de yüzündeki mutluluk ifadesinin derecesi aynıdır.
Kısacası İnsanın tabiatı hangi seviyedeyse, yaşadığı hayatın insana yaşatacağı duygular da o seviyededir.
Hani kendini ayağına çağıran oğluna babası demiş ya "oğlum sana vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim".
Adam olmak, insan olmak tamamen insanın tabiatı ile ilgilidir, serveti ve makamı ile değil.
Her nerede ve ne olursa olsun insanın mutluluğu tabiatı kadar ise, o halde insanın tabiatı bir anlamda kaderi sayılmaz mı?
Aytekin F.
Yorumlar
Yorum Gönder