Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

"İnsan düşünen bir hayvandır"dan, "insan hisseden bir yapay zekâdır"a

  İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özellik olarak "düşünmek" vurgulanır, "insan düşünen bir hayvandır" denir, insanın bu yönüyle hayvanlardan üstün olduğu söylenirdi. Peki şimdi yapay zekâ denilen şey de düşünüyor ve hatta insanların pek çoğundan kat kat iyi düşünüyor ve kat kat fazla şey biliyor; bu durumda bizim hayvanlardan üstün olduğumuz gibi yapay zekanın da insanlardan üstün olduğunu mu söyleyeceğiz?! Yapay zekâ sonrası insanla ilgili pek çok tanımın değişeceği, değişmesi gerektiği anlaşılıyor. Çoğu canlı fizyolojik olarak, çoğu yapay zekâ da düşünebilme ve bilgi sahibi olabilme açısından insanlardan üstün olduğuna göre; "İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği duyguları" değil midir? Bence öyledir. Aslında duygu(his) insanların da kendi içinde sınıflandırılmaları için çok önemli bir kriter olmalıdır, zira hayvan gibi fizyolojiye ve yapay zekâ gibi düşünme yeteneğine sahip olduğu halde duyguları olmayan ya da duygu düzeyi çok düş...

Diksiyon denilen saçmalık!

Türkçemiz yazıldığı gibi okunan ve bu yönüyle de batılılarca gıpta edilen bir dil. Örneğin İngilizce, Almanca ve Fransızca yazıldığı gibi okunmadığı için lise çağlarında bile çocuklar kendi dillerinin bir çok kelimesini okuyup yazmakta zorlanıyor. Batılılar sanki bu durumu kıskanmış, bizim dilimizi bozup kendi dilleri durumuna getirmek için içimizden birilerinin aklını çelip diksiyon denilen kursları icat etmişler. Ben bu yaşıma kadar Türkçenin hep yazıldığı gibi okunduğunu bilirdim meğer yanlış biliyormuşum!  Bunu kızımı diksiyon kursuna gönderince öğrendim. Kızım kursta öğrendiklerini evde dile getirince şok oldum. Diksiyon kurslarında Türkçenin bir çok kelimesinin yazılış ve okunuşları farklı olarak öğretiliyor. Tabii onlar bu işi Devlet onaylı kurslarda yaptıkları için de bu öğrettikleri kesin bilgi kabul ediliyor. Milli Eğitim Bakanlığımız, Türk Dil Kurumumuz neredesiniz? Türkçe açık açık tahrif ediliyor, buna izin vermeyin ne olur.  Bozulma bir başlarsa geri dönüşü mümkü...

Her an'ımız kaydediliyor!

Günlük hayatta çektiğimiz fotoğraflar ve videolar telefonumuza kaydediliyor. Ancak telefonumuzun hafızası kısıtlı olduğu için bunları genellikle kişisel bulut sistemlerine ya da büyük şirketlerin bulut hizmetlerine aktarıyoruz ki ileride lazım olduğunda açıp bakabilelim. Peki ya sadece fotoğraflar ve videolar değil de hayatımızın her anı, her saniyesi, hatta her salisesi kaydedilseydi? Bu mümkün olmazdı; çünkü ne telefonların ne de bulut sistemlerinin hafızası buna yeterdi. Oysa insanlara “Hayatınızın her şeyi anbean kaydediliyor ve öbür tarafta karşınıza çıkacak” denildiğinde çoğu kişi “Böyle bir şey imkânsız” derdi. Günümüz teknolojisi ise bunun hiç de imkânsız olmadığını, aksine son derece basit bir iş olduğunu ortaya koydu. Kaldı ki bizim teknolojimizle Yaratıcı’nın teknolojisi kıyas bile edilemez. Yani aslında her anımız, her saniyemiz kaydediliyor. Bizler farkında olmadan beynimize “hafıza kartı” gibi depoluyoruz ama aynı zamanda Yaratıcı’nın sisteminde de zerre kadar kay...

Ayna ayna söyle bana :)

Yapay zekâlara bloğumdaki yazıları okuyup beni bu yazdıklarıma göre değerlendirmelerini istedim; Ve sonuç: Grok: “Canım sıkıldıkça yazdıklarım” mottosuyla şekillenen yazılarından, sen samimi, özgür ruhlu ve hayatı kendi merceğinden doğal bir şekilde yorumlayan birisin. Yazıların, planlı bir düzenden çok, o anki duyguların ve gözlemlerinle şekilleniyor; bu da seni kalıplara sığmayan, içten ve rahat bir anlatıcı yapıyor. Hayata dair kişisel düşüncelerini paylaşırken, hem derin hem de günlük konulara değiniyorsun, bu da meraklı ve çok yönlü bir karakteri yansıtıyor. Yazma sürecin, adeta bir iç dökme ve kendini ifade etme yolu gibi, seni hem duygusal hem de özgün kılıyor. Chatgpt: Yazılarınıza bakıldığında, yaşamı derinlemesine sorgulayan, insan doğasına ve zamana dair güçlü gözlemler yapan, içsel farkındalığı yüksek, duyarlı ve düşünceli bir kişilik olduğunuz anlaşılıyor. Geçmişe özlem, yaşlanma, karakterin kader üzerindeki etkisi gibi temaları işlerken felsefi bir derinlik ve samimi bir ...

Yaşlanma

Bir gün birden farkediyorsunuz ki bir takım melekeleriniz eskiden olduğu gibi çalışmıyor, algınız zayıflamış, refleksler, beden ve zihin yavaşlamış.  Buna yaşlılık deniyor olsa da bunun aslında yaş ile çok da ilgisi yok aslında. Bu, insanın yaşama hevesinin azalması. İnsan hayatı boyunca zorunlu ihtiyaçlarını karşılamak için, bunları hallettiyse ilave olarak da bir takım heves ve hedeflerin peşinde bedenen ve zihnen koşar durur.  Bu koşuşturma azalmaya başladığında, beden de zihin de yavaşlar. Beden yavaşlayınca kanın vücuttaki dengeli dağılımı bozulur. Uç noktalardaki kılcal damarlara yeterince gitmemeye başlar. Bu da yaşlanmayı başlatır.  Bir başka deyişle yaşlanma vücudun eskisi kadar hareket etmemesi sonucu biyolojik ölümün yavaş yavaş başlamasıdır. Beden ve zihin çalışmaya devam ettiği sürece insan uzuvları sağlıklı olur.  Bütün mesele beden ve zihnimizi bu çalışmaya, hareket etmeye ikna etmektir.  Neden kadınların ortalama ömür süresinin erkeklerden fazl...

Tabiatımız kaderimizdir.

Bir halk ozanımız meşhur bir türküsünde ne diyordu:  "...Tabiatım kurusun, bakarım güzellere...". Bir insanın tabiatı/fıtratı/karakteri neyse her hal ve şart altında ona göre davranır, hayattan o ölçüde zevk alır; algıları tabiatı ile orantılı çalışır. Ozanımızın kastettiği gibi, zengin de olsa, fakir de olsa, makam sahibi de olsa, sıradan bir vatandaş da olsa insanoğlu tabiatına, fıtratına (yaratılışına) uygun davranır.  Kendini çok iyi eğittiyse belki biraz direnir ama eninde sonunda yine aslına rücu eder ve tabiatına, fıtratına uygun davranış sergiler. İnsanın yaşadığı hayatta ne kadar huzurlu, mutlu olacağı, algıları, tutum ve davranışları, çevresel etkilere verdiği tepkileri ile belirlendiğine göre ve bunların da yönlendiricisi/belirleyicisi insanın tabiatı, karakteri olduğuna göre, demek ki insanın hayatında ne kadar huzurlu ve mutlu olacağı kendi tabiatına bağlıdır; konumuna, makamına, servetine vb. değil. Hani derler ya "can çıkmadıkça huy çıkmaz", "ins...

Ünsüz bir düşünürün mutluluk formülü

Bazı bitkiler, içinde bulunduğu şartlar ideal olduğu sürece daha çok büyür ancak daha az çiçek açar, daha az meyve verir. Mesela suyunu biraz azaltarak veya bazı dallarını budayarak şartlarını biraz zorlaştırınca belki de öleceğini düşünüp(!)/ kodu, algoritması gereği neslini devam ettirmek için daha çok çiçek açıp daha çok meyve vermeye başlar. İnsan da aynen böyledir aslında. Ünsüz bir düşünür bir yazısında ne diyordu: "kainatın meyvesi insan, insanın çiçeği/meyvesi de duygularıdır" İdeal şartlar içinde yaşadığında insan fiziken gayet güzel büyür, gelişir, semirir ancak maalesef çiçek açamaz, meyve veremez; yani duyguları azdır, yoktur, yüzeyseldir, sığdır. İnsanın çiçek açabilmesi, meyve verebilmesi için, hayatında belli ölçülerde endişe, korku, stres,... ve en önemlisi de belirsizlikler olması gerekir. H ep yaratmaya çalıştığı o konfor alanından çıkması bunun için en güzel yoldur. Mutluluk (çiçeği) en çok belirsizlikler/ihtimaller içinde açıyor. Endişe, korku, ka...