Çocukken bir oyunumuz, daha doğrusu bir yaramazlığımız vardı; yaklaşık 20 cm çapında, 10 cm derinliğinde bir çukur kazıp üzerini cam ile kapatır, sonra içine farklı türden hayvanları (karınca, sinek, arı, çekirge vb.) doldurur ve mücadelelerini izlerdik.
Büyüdükçe farkettim ki dünya üzerinde bizim durumumuz da hiç farklı değil. Sadece alan daha büyük, oyuncu sayısı daha fazla.
Yaratıcımız da zaten bunu açıkça söylemiş; "Dünya hayatı oyun ve eğlenceden ibarettir".
Çukura konulan bir karıncanın ben bu oyunu oynamıyorum deme şansı var mı? Yok. Dünya üzerinde de bizim durum aynı.
İnsan bazan gözlerden uzak bir kenara çekileyim, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayım der ama hayat öyle ya da böyle kendisini yaşatır insana. "Yok öyle kaçmak, yaşayacaksın" der sanki.
Tolstoy "İtiraflarım" kitabında, hayatı boyunca hayata bir anlam yüklemeye, hayatın anlamını bulmaya çalıştığını anlatır. Hayatı boyunca hep yaşamak ve intihar etmek arasında gider gelir zira hayatın anlamı yoksa yaşamanın da bir anlamı yok der. Hayata basit bir anlam yükleyen inançları ile mutlu mesut yaşayan hristiyan köylülere imrenir. Hristiyanlık aklına mantığına hiç yatmasa da hayatının bir dönemini o köylüler gibi inanıp(!) onlar gibi yaşar.
İnsanın sınırlı aklı ile varoluş ve hayata bir anlam vermesi imkânsızdır.
Evren kendiliğinden oluştu; madde, enerji, canlılık vb tesadüfen atomların, parçacıkların çarpışnası sonucu oluştu gibi çok daha kıt bir akılla hüküm verenler belki de bilinçli veya bilinç altlarının bir oyunu sonucu aslında Yaratıcıya isyan niyetiyle bu saçma düşünceyi yaymaktalar.
İnanç ile tanımlamaz ise, hayat ve varoluş konusunda sırf akıl ve mantık ile insan düşüncesinin varacağı son nokta "Neden"dir. Neden her şey var (bu her şey içinde Yaratıcı da kastedilir). Hiç bir şey olmayabilecekken neden her şey var?
Varoluşçuluk felsefesi bu olsa gerek.
Aytekin FAKILI
Yorumlar
Yorum Gönder