Ana içeriğe atla

En zor soru, NEDEN?

En zor soru nedir, cevabı olmayan?!
Şimdiye kadar insanoğlunun sorduğu tüm sorular cevaplanmış veya cevabının ileride bulunabileceği düşünülen sorulardır.
Evrenin sınırlarını bile sorguladı insan ve büyük patlama olmuştur, evren genişlemektedir diye bir cevap buldu kendince.
İnsanoğlu her ne kadar quantum düzeyinde şimdilik cevaplayamadığı sorularla karşılaşsa da, bilim geliştikçe o soruların da bir gün cevaplanabileceği görüşü hakim bilim dünyasında. 
Mesela çift yarık deneyinde parçacıkların gözlem etkisiyle davranışlarını neden değiştirdiği veya quantum dolanıklığı ile parçacıkların aralarındaki mesafe ne olursa olsun birbiriyle anlık olarak etkileşebilmeleri, haberleşebilmeleri. Bu sorular yüz yıldır bilimi çaresiz bırakıyor olsa da bilim öyle ya da böyle bu soruların cevaplanabileceği hususunda umudunu yitirmiş değil.
Peki, insanoğlunun beyninin, zihninin sınırları ötesine geçebilen, bu sorunun cevabı yoktur, bulamayız, bilemeyiz dediği soru var mıdır?
Evet. Bir soru var ki biz insanoğlunu aşıyor. İçinde bulunduğumuz boyutta, sahip olduğumuz tüm kapasiteyi de kullanabiliyor olsak, tüm insanlığın aklını, zekâsını bir araya toplayıp kullansak bile cevabını veremeyeceğimiz bir soru var! 
Bizi aşan bu soru: 
İnsan sorgulamaya kendinden başlar; ben neyim, nereden geldim, niye varım? Uzun süre bu soruların cevabına kafa yorar ama bu soruların bilim çerçevesinde bir cavabı yoktur. En sade cevap dini kitaptadır. Kitapta der ki: "Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım". 
Bu sorulara bundan daha sade ve mantıklı bir cevap henüz bulunamamıştır. 
Peki cevabı olmayan o en zor soru ne o halde?
NEDEN?
"Hiç bir şey olmayabilecek iken NEDEN her şey var". NEDEN varoluş var, yokluk, hiçlik yerine?
NEDEN Allah var?
İnsan beyni ve zihninin sınırları ötesinde bir soru bu. 
Her insan kendini tüm varoluşun merkezi sandığı bir hayatta yaşarken, aslında kafesteki bir kuştan farksız, çaresiz, muhtaç bir varlık olduğunu bir gün anlıyor ama bunu kabul etmenin kendisini huzursuz ve mutsuz ettiğini, edebileceğini düşünerek bunu özümsemek yerine reddediyor.
İnsan, bir yandan kendini bulmaya çalışırken, diğer yandan da kendisini bulmaktan uzaklaştıran davranışlara devam ediyor; gerçeği kabul etmek yerine, kendini kandırmayı seçiyor. Bu da onu kendinden iyice uzaklaştırıyor.
Kendini bulmanın ilk şartı, insanın kendine karşı dürüst ve samimi olmasıdır herhalde.
A. F.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Magnezyum ve kalsiyum furyasının nedeni bu olabilir mi?

Sizin de dikkatinizi çekiyor mu, son zamanlarda magnezyum ve kalsiyum takviyeleri ile ilgili reklamlar çok artmış durumda. Eskiden ara sıra yaşlılara kemik erimesi için önlem amaçlı kalsiyum takviyesi önerildiğini duyardık ama magnezyum takviyesi reklamları son yıllarda kalsiyumu da geçmiş durumda. İlaç şirketleri her zaman olduğu gibi para kazanmaya çalışıyor, bu normal ama neden bu magnezyum işi birden bu kadar arttı? Benim bunun için bir tahminim var. Son yıllarda, özellikle lüks sitelerde yeni bir akım var; merkezi su yumuşatma sistemleri . Bu sistemleri satan firmalar müşterilerini öyle bir manipüle ediyor ki; " yumuşak su çamaşırınızı bulaşığınızı mükemmel yıkar, saçınız, cildiniz yumuşacık olur, belediyenin suyu zaten kalitesiz, sert su tesisat borularınızda hasar oluşturur ..." Maliyet konusuna çok fazla takılma adetleri olmayan, her şeyin en iyisi olsun isteyen lüks site yönetim ve sakinleri tereddütsüz bu sistemin kurulmasını istiyor. Oysa su yumuşatma ...

Hayatımızdaki PARAmetre Sayısı ve Mutluluğumuz

En mutlu oldukları zamanı sorduğumda insanların büyük çoğunluğu "çocukluk yıllarımdı" diyor. Peki neden?  Hatırlıyorum da çocukken kafaları meşgul eden iki şey vardı: oyun ve yemek; sonraları buna okul ve ödev eklendi. Zaman öyle yavaş akardı ki akşamken en fazla sabahı, sabahken de en fazla akşamı düşünürdük. Yani hayatı derinlemesine yaşama imkanımız vardı.  Peki sonra ne oldu? Hayatımızdaki konu (parametre) sayısı her geçen yıl ile birlikte hızlı bir şekilde arttı. Şu anda her yetişkinin kafasını meşgul eden en az yüz parametre vardır.  Parametre sayısı arttıkça hayatı derinlemesine değil yüzeysel olarak yaşamaya başladık, zira parametre sayısı arttı ancak zaman aynı miktarda kaldı, bir gün hâlâ 24 saat. Olaya matematiksel açıdan bakınca: huzur (veya mutluluk) = zaman / parametre sayısı diyebiliriz 😉. Şimdi bırakın saatleri günleri, bazen tarih atarken hangi yılda olduğumuzu bile karıştırmıyor muyuz? Evet, yaş ilerledikçe hayatımıza yeni PARAmetreler ...

Isıtma sistemi ne zaman çalıştırılmalı ...

Isıtma Sistemini Ne Zaman Çalıştırmalı? Isıtma konusunda toplumumuzda kafa karışıklığına neden olan bir konu da ısıtma sisteminin ne zaman devreye alınıp ne zaman kapatılacağıdır. Bu konu özellikle merkezi ısıtma sistemine sahip bina ve sitelerde yöneticileri çok yormaktadır. Kaloriferlerin ne zaman ve hangi şartlarda yakılacağı konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Valilik ve Belediyenin zaman zaman açıklamaları olur. Bu açıklamalarda geceleri hava sıcaklığının 15 derecen in altına inmesi durumunda kaloriferlerin yakılması gerektiği belirtilir. Oysa Meteoroloji Genel Müdürlüğü internet sitesinde yapılan yorum ve analizlerde, günlük ortalama sıcaklığın 15 derecenin üzerinde olması durumunda ısıtmanın gereksiz olduğu belirtilmektedir. İlk bakışta farkedilmese de bu iki yaklaşım arasında büyük fark vardır. Birisi anlık sıcaklıktan, diğeri ortalama sıcaklıktan bahsetmektedir. Bu konuda Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yaklaşımı daha doğrudur. Yani ısıtma sisteminin devreye alınması...