Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Zihin yazılımımızı değiştirebiliriz

Nasıl ki akan bir su aynı yerde aka aka iz yapar, yatak yapar kendine, insan da hep aynı şeyleri yapa yapa, aynı şekilde davrana davrana, aynı şekilde düşüne düşüne kendi zihin programlamasını, kodlamasını, yazılımını yapar. Kendine alışkanlıklar oluşturur. Yatağını yapmış olan suyu aynı tepeden döktüğümüzde hep aynı yolu takip eder; yolundan, yatağından çıkıp da bu defa başka bir yoldan gideyim demez, diyemez, bilinci yoktur. İnsanın alışkanlıkları ile davranması da suyun kendi oluşturduğu yatağında akması gibidir. Diğer yandan insanın bilinci, şuuru var. Eğer becerebilir de bu durumun farkına varırsa, kendine daha güzel yollar, alışkanlıklar, düşünce tarzları oluşturabilir. Eğer hayatımızdan, gidişatımızdan memnun değil isek ve değişmek istiyorsak, mevcut programımızı, yazılımımızı formatlayıp, farklı bir modda, ruh halinde yeni bir kodlama, programlama yapmamız mümkündür. Psikoloji biliminde buna NLP (Nöro Linguistik Programing : duyu dili programlama) deniyor. Yeni yazılımımızda al...

Her doğru her yerde söylenmez

Adamın biri çölde devesiyle yolculuk ederken yardım isteyen biriyle karşılaşır. "Susuzluktan ölüyorum, su, su" diyen adama yardım için devesinden iner, su kabını çaresiz adama uzatırken yerdeki adam bir hamle ile onu kumların üzerine savurup deveye biner. Belli mesafeden yerdeki adama seslenir:"nasıl kandırdım seni ama, şimdi sen yardım bul bulabilirsen". Adam cevap verir:"tamam deveyi de al git ama sakın bu olayı kimseye anlatma; yoksa bundan sonra çölde kimse kimseye yardım etmek için durmaz". Kıssadan hisse: Her doğru her yerde söylenmez. Bu, "yalan söyle" anlamına gelmez. Bir insana, bir aileye, bir topluma, bir kuruma, devlete zarar verecekse ve söylenmesi zorunlu değil ise en iyisi susmaktır. Yaramaz çocuklar veya mal bulmuş mağribi gibi bazı şeyleri şuursuzca uluorta söyleyip durmak marifet değildir; hatta kötü niyet göstergesidir. Unutmayın, söz gümüş ise sükût altındır ve lafın tamamı ancak çocuğa anlatılır.

Konfor/ekonomi

Komşularımız bazen doğalgaz faturalarını karşılaştırır, "sana bu ay ne geldi, bak bana az gelmiş" gibi muhabbetler yapılır. İnsanlar az mı çok mu yakıyorum diye merak eder, kıyas için bir referans ararlar. Bu şekilde doğalgaz faturası kıyaslaması yapmanın hiç bir bilimsel dayanağı yoktur, zira bir konuttaki ısıtma amaçlı doğalgaz kullanımı miktarı konutların yalıtım özellikleri ve insanların konfor algısı ile ilgilidir. Biri kendini 20 derecede konforlu hissederken, sobalı evin sıcağına alışmış başka biri için konfor sıcaklığı 25 derece olabilir. Bilimsel kaynaklar der ki: oda sıcaklığındaki 1 derecelik artış, yakıt tüketiminizi %7 arttırır. Ne kadar çok değil mi! Yakıt tüketimindeki farklılıkların bir diğer nedeni ise ısıtılan oda sayısıdır. Kimi komşularımız sadece kullanmak zorunda oldukları minimum sayıdaki odayı ısıtırken, kimileri ise evindeki tüm odaları ısıtır. Tüketime etki eden bir başka önemli husus herkesin evinin farklı yalıtım özelliğinde olmasıdır. Bazı evlerd...

Renkli insanlar

İletişim/haberleşme için ilk şart frekans uyumudur. Cihazlar için de, insanlar için de. Frekanslar uyuşmaz ise iletişim sağlanamaz veya bozuk olur. Bir radyo kanalı dar bir frekans aralığından yayın yapar ve biz radyomuzu o frekans aralığına ayarlayınca o radyo kanalını dinleyebiliriz. İnsanlar da böyledir. Kimi bir radyo kanalı gibi sadece dar bir frekans aralığından konuşur ve duyar; kimi de bir radyo gibi geniş bir frekans aralığına sahiptir, her frekansta konuşmak veya duymak için kendini ayarlayabilir. Radyo kanalı gibi olan insanlara tekdüze, radyo gibi olan insanlara da renkli insanlar deriz. Bazan radyomuzda hep aynı kanalı dinleriz ve o kanalı daha iyi çeksin diye radyomuzun yönünü, konumunu ona göre ayarlarız; tabii bu durumda diğer kanalları dinlemek istediğimizde radyomuzun onları iyi çekmediğine şahit oluruz. Tıpkı bunun gibi  bazan tekdüze insanlarla iletişimde olmak, onlarla daha iyi anlaşabilmek için kendimizi onlara göre ayarlamak zorunda kalırız; kelimelerimiz...

Sonsuzluğun sonunda ne var?

İki türlü fiziksel sonsuzluk var, kafamızı en çok meşgul eden. Zaman ve mekân (uzay). Başka sonsuzluklar da var tabii ama onlar için pek kafa yormuyoruz; mesela matematiksel sonsuzluklar.  Zaman veya uzay sonsuz mudur?  İspatı mümkün olamayacağı için buna isteyen evet, isteyen de hayır diyebilir.  Benim cevabım: hem evet, hem hayır. Yani zaman ve uzay hem sonludur, hem de sonsuzdur.  Nasıl yani? Şöyle: Bizlerin içinde bulunduğu boyutlar olarak, her ikisi de sonsuzdur.  Uzayda sınırsız bir hızla seyahat etme imkânımız olsa, şurası da uzayın sonuymuş diyebileceğimiz bir yer olduğunu düşünmüyorum. Bazıları uzayın big bang (büyük patlama) ile oluşan ve genişlemekte olan evrenimizle sınırlı olduğunu düşünebilir. O zaman ben de onlara şunu soruyorum: Big bang ile oluşan evrenimiz neyin içine doğru genişlemekte? Bir şey genişliyorsa, onun içinde genişlediği bir şey olmalı. Peki, madem uzay sonsuz; ne var bu sonsuz uzayın sonlarında?  Öncelikle, bu sonsuz uzayın bi...

Varoluş bir yazılımdan mı ibaret?

Biraz felsefe/tefekkür yapalım. Var olan her şeyin bir yazılımdan ibaret olduğunu düşünenler var. Onlara göre, biz insanlar ve evrendeki her şey, çalışmakta olan büyük bir yazılım içindeki değişkenleriz. Bu mümkün müdür? Evet tabii ki de mümkündür. Hatta sanal olma ihtimalimiz somut olma ihtimalimizden kat kat yüksektir. Zira bir şeylerin gerçeğini yaratmak sanalını yaratmaktan çok daha zordur. Peki doğrusu nedir? Doğrusu, var olan her şeyin soyut veya sanal değil, somut ve gerçek olduğudur. Bunun kanıtı nedir? Varoluş sanal da olsa, somut da olsa bir yaratıcıya ihtiyacı vardır. Öyle bir yaratıcı olmalı ki, insan aklı ile tanımsız olan sonsuzluklar (sonsuz zaman ve sonsuz mekân) onunla tanımlı hale gelebilmeli. Yani zaman ve mekânın dışında bir yaratıcı olmalı. Sonsuz zaman ve sonsuz mekânın dışında, hatta onların da yaratıcısı olan bir yaratıcı, insan aklının tanımlayabileceği sınırların dışında, sonsuz bilgi ve güç sahibi olmalıdır. Peki sonsuz bilgi ve güç sahibi biri iç...

Mutluluk

"Kâinatın meyvesi insan, insanın meyvesi de duygularıdır" bir açıdan bakınca. Zor mudur duygusuz, robot gibi, yüzeysel, tekdüze yaşamak? Çok kolay aslında. Peki ama yaşamak mıdır bu? Mutluluğun nasıl tanımlandığı veya öğretildiği ile ilgilidir aslında insanın hayat anlayışı. Evin, ailen varsa mutlusun. Makamın, mevkiin varsa mutlusun. Çok paran varsa mutlusun. Çok arkadaşın varsa mutlusun. Bu liste uzayıp gider.  Herkese küçükken ailesi bir mutluluk tanımı öğretir ve çocuğunun hayatı boyunca onun peşinde koşmasına neden olur. İnsanların çok azı kendini bu yanlış programlamadan kurtarabilir. Oysa aslında mutluluğun bir tanımı yoktur. O herkese göre farklı bir tanımı, anlamı, yeri ve derinliği olan bir duygu denizidir. Nasıl bir insana tatmadığı bir meyvenin tadını anlatmak mümkün değil ise, mutluluğu da anlatmak, tanımlamak öyledir. Onu tatmayan bilemez. Tatmış olan da neyi araması gerektiğini bilir. Meşhur biri ne diyordu: "yüreğinin götürdüğü yere git"...

Mutluyken zaman hızlı mı akar?

Derler ya hep, "mutlu anlarda zaman hızlı, üzgün anlarda yavaş geçer" diye. Aslında zamanın akış hızı mutlulukla ilgili değildir; zamanın akış hızı farkındalıkla ilgilidir. An'ı farkında olarak yaşıyorsanız, üzgünde olsanız, mutlu da olsanız zaman yavaşlar. Farkındalık yok ise zaman akıp gider hızlıca. Bu nedenle yaşamak farkındalıkla anlamlıdır. Farkında olmadan geçen hayat yaşanmış mıdır? Biyolojik olarak belki hayat sürmüş olunabilir; ama bilinçsiz, farkındalıksız bir hayat insanca yaşanmış bir hayat olamaz bence. Zevk/haz anlık şeylerdir, oysa mutluluk ve huzur geniş zamana yayılır. Bu nedenle insanlar her zaman zevk/haz duyabilir ama mutluluk ve huzur için bilinç ve farkındalık gerekir. Zevk anlık, mutluluk dönemlik, huzur ise geniş zamana yayılmış duygulardır. Olgun insanlar, en zoru olduğunu bilseler bile, asıl aranması gerekenin huzur olduğunu bilirler. Huzur zamanı yavaşlatır. Ayrıca, huzur, mutluluk ve hazzı da kapsar, içinde barındırır.