Ana içeriğe atla

Eldiven eli mi yiyeceği mi korumak için!


Hijyenik eldiveni nasıl kullanması gerektiğini öğretmemiz lazım bu fast food esnafına.
Bizzat yaşadığım birkaç örnek var aşağıda.
Bir AVM'de ünlü bir dondurma markasının pastanelerinden biri. Yaklaşırken bakıyorum 2 çalışan var biri kasada diğeri elinde bez tezgâhı siliyor. 2 top dondurma istiyorum. Tezgahı silen eleman işe koyuluyor ve külahı alıp kepçeyi daldırıyor dondurmaya, ben şok "hooop hoop sen az önce tezgahı siliyordun, nasıl olur bu". Gayet rahat cevap hazır "beyefendi eldivenim var ya". Ölür müsün öldürür müsün 😓. Ben kopuyorum artık, "ya kardeşim sen aynı eldivenle tezgahı sildin az önce, eldiveni elini korumak için mi yiyecekleri korumak için mi takıyorsun". Pişkin eleman "haklısınız hemen yenisini takıp veriyorum dondurmanızı". Midem alır mı o dondurmayı "kalsın kardeşim kalsın" deyip ayrılıyorum. İşin beni daha da şok eden kısmı bu konuşmalara şahit olan benden sonraki vatandaşın dondurma siparişi vermesi oldu.
Bir başka markanın standında tek eleman var ve elinde eldiven, aynı eldivenle hem para işlerini yapıyor hem de dondurma servisi yapıyor. Görmedim ama büyük ihtimalle tezgâhı da o siliyordur, eldiveni var ya! Para çok kirlidir, tuvaletlerde bile dolaşır gelir. Elini yıkayan yıkamayan herkes dokunur aynı paraya.
Yine bir büyük AVM'de kumpircide sıradayım. Parayı verip sıraya girdim. 2 eleman çalışıyor. Biri bir ara bir kapıdan çıkıyor 2 dakika sonra geliyor. Çıkarkende girerkende elinde eldiven. Aksilik bu ya benim siparişi o hazırlamaya başlıyor. Elini olduğu gibi tüm malzeme kaplarına sokup kaşık bile kullanmadan eliyle alıyor malzemeleri. Ben itiraz edip paramı geri istiyorum. Yeni eldivenle tekrar vereyim diyor. Velhasıl tartışma büyüyor. Arada tezgah olmasa üzerime atlayacak; o denli yani. Çarşı yönetim merkezine gidip şikayet edince patronlarını bilgilendirdiler ve o da paranın iadesi için talimat verdi. Ama kasadaki patronun kardeşiymiş o hâlâ bana saldırmaya çalışıyor. Üç kuruş değil benim derdim tabii, adamlara ders vermek. Ama ne adamlar ders aldı ne de kumpircide sıra bekleyenler.
Ünlü bir marka köftecinin bir şubesindeyim bu defa; paket köfte sipariş ettim hazırlanışını izliyorum. Maşa falan kullanan yok. O sırada tezgâhın gerisindeki kapı açılıyor, elinde faraj takımı ile bir bayan geliyor. Elindekileri bırakıp köfte çevirmeye başlıyor.
"Hoop hop nooluyo?, yiyeceklere dokunuyor"
"Beyefendi elinde eldiven var ya"
"Kardeşim aynı eldiven elindeyken az önce elinde temizlik malzemeleri ile kapıdan girdi ya, kim buranın yöneticisi veya sorumlusu; kalsın kardeşim kalsın almıyorum."
Bunlara benzer sayısız olay yaşadım.
Bu olup bitenler gördüklerimiz. Ya görmediğimiz mutfaklarda neler oluyor!
Hijyenik eldivenin eli değil yiyecekleri korumak için kullanılması gerektiğini öğretmemiz lazım bu esnafa.
Bu titizliği gösterenlerin sayısı çok az maalesef.
Bu konuya satıcı veya müşteri ne kadar fazla insanımız dikkat ederse o kadar temiz olur yediklerimiz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Dünya bir yana bizim Meteoroloji bir yana!

Çoğu insan dikkat etmez, hatta meteoroloji haberleri verenler bile takılmaz bu konuya ama hava sıcaklıklarının veriliş sırası çok önemlidir. Bazı siteler, hatta dünyadaki neredeyse tüm siteler önce gündüz sonra gece sıcaklığını verir; ama bizim Meteoroloji bunun tam tersini yapar! Ama neden? 2009 yılında işim gereği yine Meteorolojinin sayfalarını incelerken bir şey dikkatimi çekti; web sitesinin bir sayfasında önce gündüz sonra gece sıcaklığını verirken bir başka sayfasında tam tersini veriyordu, önce gece sonra gündüz sıcaklıkları. Bu durumun yanlışlığını Meteorolojinin bilgi edinme sayfasından iletişime geçerek yetkililerin dikkatine sundum. Gelen cevap ile şok oldum: "sıralamanın önemi yok, zaten anlaşılıyor ne anlatılmak istendiği". Bu cevap beni çok rahatsız etti ve bu defa daha hızlı cevap alabilmek için bilgi edinme sistemi üzerinden bana dönüş yapan Genel Müdür Yardımcısına doğrudan mail attım ve dedim ki: "Eğer meteoroloji bir bilim ise ki öyle, sayıların sıral...

Hayatımızdaki parametre Sayısı ve Mutluluğumuz

En mutlu oldukları zamanı sorduğumda insanların büyük çoğunluğu "çocukluk yıllarımdı" diyor. Peki neden?  Hatırlıyorum da çocukken kafaları meşgul eden iki şey vardı: oyun ve yemek; sonraları buna okul ve ödev eklendi. Zaman öyle yavaş akardı ki akşamken en fazla sabahı, sabahken de en fazla akşamı düşünürdük. Yani hayatı derinlemesine yaşama imkanımız vardı.  Peki sonra ne oldu? Hayatımızdaki konu (parametre) sayısı her geçen yıl ile birlikte hızlı bir şekilde arttı. Şu anda her yetişkinin kafasını meşgul eden en az yüz parametre vardır.  Parametre sayısı arttıkça hayatı derinlemesine değil yüzeysel olarak yaşamaya başladık, zira parametre sayısı arttı ancak zaman aynı miktarda kaldı, bir gün hâlâ 24 saat. Olaya matematiksel açıdan bakınca: huzur (veya mutluluk) = zaman / parametre sayısı diyebiliriz 😉. Şimdi bırakın saatleri günleri, bazen tarih atarken hangi yılda olduğumuzu bile karıştırmıyor muyuz? Evet, yaş ilerledikçe hayatımıza yeni PARAmetreler ...

"İnsan düşünen bir hayvandır"dan, "insan hisseden bir yapay zekâdır"a

  İnsanı hayvanlardan ayıran en önemli özellik olarak "düşünmek" vurgulanır, "insan düşünen bir hayvandır" denir, insanın bu yönüyle hayvanlardan üstün olduğu söylenirdi. Peki şimdi yapay zekâ denilen şey de düşünüyor ve hatta insanların pek çoğundan kat kat iyi düşünüyor ve kat kat fazla şey biliyor; bu durumda bizim hayvanlardan üstün olduğumuz gibi yapay zekanın da insanlardan üstün olduğunu mu söyleyeceğiz?! Yapay zekâ sonrası insanla ilgili pek çok tanımın değişeceği, değişmesi gerektiği anlaşılıyor. Çoğu canlı fizyolojik olarak, çoğu yapay zekâ da düşünebilme ve bilgi sahibi olabilme açısından insanlardan üstün olduğuna göre; "İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliği duyguları" değil midir? Bence öyledir. Aslında duygu(his) insanların da kendi içinde sınıflandırılmaları için çok önemli bir kriter olmalıdır, zira hayvan gibi fizyolojiye ve yapay zekâ gibi düşünme yeteneğine sahip olduğu halde duyguları olmayan ya da duygu düzeyi çok düş...