Ana içeriğe atla

Ruhumuz geride mi kaldı ne?!

İnsan bazen kendini otomatiğe bağlar ve fazlaca düşünmeden, düşünemeden, hissedemeden, farkında olmaksızın yaşar gider.

İç huzuru adına, bir an durup, düşünüp yaptıklarını, yaşadıklarını irdelemek, özümsemek, hissetmek, onaylamak ister; ancak kısa sürede bilinçsizce, otomatikman o kadar çok şey yapmıştır ki bunları değerlendirmek için zamana ihtiyaç duyar. Bu nedenle her ne yapıyorsa, yaptığının iyi mi kötü mü olduğundan da emin olamadığı için, her ne şart altında olursa olsun hemen durur.
Kafasının karıştığını, ruhunun geride kaldığını hisseder ve "biraz yavaşlamalıyım" der. Ruhu, farkındalığı gerilerde bir yerlerde kalmıştır. (Kızılderililerin ruhumuz geride kaldı hikayesini yazının en altında verdim.)
Ruhumuzu geride bırakıp, kafa karışıklığı ve huzursuzluk yaşamak istemiyorsak hayatımızı farkındalıkla yaşamalıyız. Beden robotumuzun otomatik davranışları tam yaşamak sayılamaz.
Düşünerek, bilerek, hissederek, farkında olarak, yerine göre tadını çıkararak yaşarsak ruhumuz geride kalmaz, huzur halimiz sürekli olur.
Küçükken hiç bir konuyu atlamaz, her konuyu, her olayı başından sonuna kadar yaşar ve sonucunu görürdük. Bazen yetişemediğimiz bir konu olursa daha sonra dönüp o konuyu da mutlaka sonuca bağlardık.
Büyüdükçe konu/olay sayısı öyle hızlı arttı ki, sonra bakarım, sonra hallederim dediğimiz bir çok konuya bir daha asla geri dönüp halledemedik. Farkında olmasak da o arada kaynayıp gittiğini sandığımız konular bilinçaltımızı bir çöplüğe çevirdi.
Eskilere geri dönüp o konuları tekrar ele alıp halletmek mümkün olmadığına göre, ne yapıp edip bu çöplükten, bu yükten kurtulmamız, bilinçaltımızı temizlememiz, gerilerde kalıp debelenmekte olan ruhumuzla yeniden buluşmamız gerekir.
Ne zaman o çöplük içindeki geçmişte çözümsüz kalmış bir konu gelse aklıma, Robert Frost'un aşağıdaki şiiri gelir aklıma. Tercümesi orijinal şiirin altında.

Two roads diverged in a yellow wood,
And sorry I could not travel both
And be one traveler, long I stood
And looked down one as far as I could
To where it bent in the undergrowth;

Then took the other, as just as fair,
And having perhaps the better claim,
Because it was grassy and wanted wear;
Though as for that the passing there
Had worn them really about the same,

And both that morning equally lay
In leaves no step had trodden black.
Oh, I kept the first for another day!
Yet knowing how way leads on to way,
I doubted if I should ever come back.

I shall be telling this with a sigh
Somewhere ages and ages hence:
Two roads diverged in a wood, and I—
I took the one less traveled by,
And that has made all the difference.

     Bir sonbahar ormanındaki yol ikiye ayrılıverdi,
Üzüldüm her ikisi boyunca gidemediğime
Yalnız bir yolcuydum, durdum uzun uzun
Ve baktım görebildiğimce yollardan birine
Ağaç diplerindeki yeşillikler arasında kıvrıldığı yere dek

Sonra diğerini seçtim, adil olmak ona da hak tanımak için,
Ve belki de sahip çıkabilmek için.
Çimenlerine basılmamıştı ve kullanılmak istiyordu çünkü;
Güya oradan gidersem
Her ikisi de eşit aşınmış olurdu,

Ve o sabah her iki yol da önümdeydi
Adımların çiğneyip karartmadığı yapraklarıyla,
Ah, diğerini yürümeyi başka bir güne bıraktım!
Gerçi bir yolun başka başka yollara çıkabileceğini bile bile,
Bir daha geri dönebilecek miydim?

Bunu iç çekerek söyleyeceğim
Yıllar ve yıllar sonra bir yerlerde:
Bir ormanda yollar ikiye ayrıldı ve ben...
Ben en az geçilmiş olanı seçtim
Ve o oldu bütün farkı yaratan.


Kızılderililerin ruhumuz geride kaldı hikayesi:


Avrupalı araştırmacılara rehberlik ve hamallık yapan kızılderililer, tehlikeli dağ yollarında hızlı ilerlemeleri istendiğinde bir süre sonra sonra yapılan işin içlerine sinmediğini fark edip oturup düşünüp, dinlenirlermiş. Sorulunca da "çok hızlı gittik, ruhumuz geride kaldı" derlermiş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Magnezyum ve kalsiyum furyasının nedeni bu olabilir mi?

Sizin de dikkatinizi çekiyor mu, son zamanlarda magnezyum ve kalsiyum takviyeleri ile ilgili reklamlar çok artmış durumda. Eskiden ara sıra yaşlılara kemik erimesi için önlem amaçlı kalsiyum takviyesi önerildiğini duyardık ama magnezyum takviyesi reklamları son yıllarda kalsiyumu da geçmiş durumda. İlaç şirketleri her zaman olduğu gibi para kazanmaya çalışıyor, bu normal ama neden bu magnezyum işi birden bu kadar arttı? Benim bunun için bir tahminim var. Son yıllarda, özellikle lüks sitelerde yeni bir akım var; merkezi su yumuşatma sistemleri . Bu sistemleri satan firmalar müşterilerini öyle bir manipüle ediyor ki; " yumuşak su çamaşırınızı bulaşığınızı mükemmel yıkar, saçınız, cildiniz yumuşacık olur, belediyenin suyu zaten kalitesiz, sert su tesisat borularınızda hasar oluşturur ..." Maliyet konusuna çok fazla takılma adetleri olmayan, her şeyin en iyisi olsun isteyen lüks site yönetim ve sakinleri tereddütsüz bu sistemin kurulmasını istiyor. Oysa su yumuşatma ...

Hayatımızdaki PARAmetre Sayısı ve Mutluluğumuz

En mutlu oldukları zamanı sorduğumda insanların büyük çoğunluğu "çocukluk yıllarımdı" diyor. Peki neden?  Hatırlıyorum da çocukken kafaları meşgul eden iki şey vardı: oyun ve yemek; sonraları buna okul ve ödev eklendi. Zaman öyle yavaş akardı ki akşamken en fazla sabahı, sabahken de en fazla akşamı düşünürdük. Yani hayatı derinlemesine yaşama imkanımız vardı.  Peki sonra ne oldu? Hayatımızdaki konu (parametre) sayısı her geçen yıl ile birlikte hızlı bir şekilde arttı. Şu anda her yetişkinin kafasını meşgul eden en az yüz parametre vardır.  Parametre sayısı arttıkça hayatı derinlemesine değil yüzeysel olarak yaşamaya başladık, zira parametre sayısı arttı ancak zaman aynı miktarda kaldı, bir gün hâlâ 24 saat. Olaya matematiksel açıdan bakınca: huzur (veya mutluluk) = zaman / parametre sayısı diyebiliriz 😉. Şimdi bırakın saatleri günleri, bazen tarih atarken hangi yılda olduğumuzu bile karıştırmıyor muyuz? Evet, yaş ilerledikçe hayatımıza yeni PARAmetreler ...

Isıtma sistemi ne zaman çalıştırılmalı ...

Isıtma Sistemini Ne Zaman Çalıştırmalı? Isıtma konusunda toplumumuzda kafa karışıklığına neden olan bir konu da ısıtma sisteminin ne zaman devreye alınıp ne zaman kapatılacağıdır. Bu konu özellikle merkezi ısıtma sistemine sahip bina ve sitelerde yöneticileri çok yormaktadır. Kaloriferlerin ne zaman ve hangi şartlarda yakılacağı konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Valilik ve Belediyenin zaman zaman açıklamaları olur. Bu açıklamalarda geceleri hava sıcaklığının 15 derecen in altına inmesi durumunda kaloriferlerin yakılması gerektiği belirtilir. Oysa Meteoroloji Genel Müdürlüğü internet sitesinde yapılan yorum ve analizlerde, günlük ortalama sıcaklığın 15 derecenin üzerinde olması durumunda ısıtmanın gereksiz olduğu belirtilmektedir. İlk bakışta farkedilmese de bu iki yaklaşım arasında büyük fark vardır. Birisi anlık sıcaklıktan, diğeri ortalama sıcaklıktan bahsetmektedir. Bu konuda Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yaklaşımı daha doğrudur. Yani ısıtma sisteminin devreye alınması...