Küçükken, yaşadığımız her türlü farkındalık ve mutluluğun herkes tarafından aynen bizimki gibi yaşandığını sanırız.
Yıllar sonra fark ederiz ki çoğu insan ne bizim küçükken yaşadığımız farkındalığı yaşamış, ne bizim hissettiklerimizi hissetmiş ne de bizim kendi kendimize sorduğumuz, neyim ben, nereden geldim, etrafımdaki her şey nedir gibi büyük soruları sormuştur kendilerine.Herkesin farkındalık, bilinç ve mutluluk düzeyleri farklıdır.
Sizinki en yüksek seviyedir belki de. Bunu farkedip gereksiz arayışlara girmeden farkındalık seviyemizi korumaya çalışmak en uygun olanıdır belki de. Doğuştan (fıtraten) olanı bozulmadan muhafaza edebilmek en büyük başarıdır belki de.
Çevremizden öğrene öğrene kaybederiz belki de özümüzde sahip olduğumuz farkındalığımızı, doğuştan gelen, fıtraten, default olan huzur ve mutluluğumuzu.
Aslında, mutlu ve huzurlu olduğumuzu farkettiğimizde, yapmamız gereken, bizdeki o hâli sağlayan şartları kaybetmemeye çalışmak olmalı; farklı arayışlar peşine düşülmemeli.
Yoksa o hâl'i bir kaybeder bir daha da bulamayabiliriz.
Huzur ve mutluluğun kendi gibi tanımı da insanın içindedir; insan ancak hissederek öğrenebilir huzur ve mutluluğun gerçekte ne olduğunu.
Başkalarının huzur ve mutluluk tanımlarının peşine takılmak insanı ancak huzursuz ve mutsuz eder. Başkasının tanımı peşinde koşan insan boşu boşuna debelenir durur huzuru mutluluğu bulmak için. Sahtesini, taklidini bulur belki ama aslını asla bulamaz, çünkü aslı kendi içinde bir yerlerdedir.
Yorumlar
Yorum Gönder