Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Beyin göçü mü, o da ne?

Beyin göçü diye bir kavram var. Üniversite mezunlarımızın yabancı ülkelere göç etmesini yanlış, ülkemiz için kayıp olarak görür bu düşüncedekiler. Ben bu göçün kayıp değil, ülkemiz ve milletimiz için kazanç olduğu düşüncesindeyim. Ülkemizdeki tüm mezunlar layıkıyla değerlendirilebiliyor olsa neyse. Ama herkesçe malûm ki durum öyle değil. Hâl böyle iken bırakın isteyen genç istediği ülkeye gitsin, orada hayatını kursun, gelişsin, büyüsün ve ülkemizin doğal bir elçisi olup ülke mizi kültürümüzü tanıtsın, lobi yapsın. Dünya ile entegrasyonumuza katkı sağlasın. "Vay efendim benliklerini kaybeder özlerini unuturlar" diyenler olur. Merak etmeyin, benliğini kaybetme, özünü unutma merakında olanlara bile bu ortam sunulmaz. Ne yaparlarsa yapsınlar onlar yabancıların gözünde hep Türk ve Müslüman olarak etiketleneceklerdir, kendileri bu etiketi silmeye çalışsa bile. Bırakın gençlerimiz yayılsın dünyanın dört bir yanına. Gözümüz kulağımız ulağımız elçimiz olsunlar. Kültürümüzü yaysınla...

Isıtma sistemi ne zaman çalıştırılmalı ...

Isıtma Sistemini Ne Zaman Çalıştırmalı? Isıtma konusunda toplumumuzda kafa karışıklığına neden olan bir konu da ısıtma sisteminin ne zaman devreye alınıp ne zaman kapatılacağıdır. Bu konu özellikle merkezi ısıtma sistemine sahip bina ve sitelerde yöneticileri çok yormaktadır. Kaloriferlerin ne zaman ve hangi şartlarda yakılacağı konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Valilik ve Belediyenin zaman zaman açıklamaları olur. Bu açıklamalarda geceleri hava sıcaklığının 15 derecen in altına inmesi durumunda kaloriferlerin yakılması gerektiği belirtilir. Oysa Meteoroloji Genel Müdürlüğü internet sitesinde yapılan yorum ve analizlerde, günlük ortalama sıcaklığın 15 derecenin üzerinde olması durumunda ısıtmanın gereksiz olduğu belirtilmektedir. İlk bakışta farkedilmese de bu iki yaklaşım arasında büyük fark vardır. Birisi anlık sıcaklıktan, diğeri ortalama sıcaklıktan bahsetmektedir. Bu konuda Meteoroloji Genel Müdürlüğünün yaklaşımı daha doğrudur. Yani ısıtma sisteminin devreye alınması...

Canın mı sıkılıyor ...

"Canım sıkılıyor" özünde ne demek hiç düşündünüz mü? Bir gerçek manada sıkıntı vardır, insanı üzer, canını sıkar; bir de hayatta hiç bir sıkıntısı olmayan ve yapacak işi olmayanların can sıkıntısı vardır. Tezata bakar mısınız!? Birinci tür sıkıntı malûm, ben ikinci tür can sıkıntısına taktım. Hayatımda hiç bu anlamda canım sıkılıyor dediğimi hatırlamıyorum. Demek ki hiç beni sıkacak, bunaltacak kadar boş vaktim olmamış. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar misali bu nede nle de canım sıkılıyor diyenleri hiç anlayamadım. Bence can sıkıntısı insana rahatlığın batmasıdır. Hayatta en değerli şeylerden ikisine sahipsin; boş zaman ve sağlık, ama sen bunlardan şikayet ediyorsun. Bir akrabam canım sıkılıyor diyen çocuklarına "git orta parmağınla burnunu karıştır, can sıkıntın geçer" derdi :) . Hâlâ canı sıkılan varsa dünyadaki onca aç ve açıktaki insanları düşünsün. Düşünce kabiliyeti yoksa da TV seyretsin, zahmetsiz eğlence.   

Havalar hep güzeldi eskiden ...

Eskiden sabah okula gitmek için kapıyı açtığımızda her yerin karla kaplı olduğunu görür mutlu olurduk. Yağmur aniden bastırırdı, ıslanır, sığınacak bir saçak altı arar mutlu olurduk. Rüzgâr bir anda bulutları dağıtır güneş ışıl ışıl parlar mutlu olurduk.  AN'ı yaşamak, AN'da yaşamak buydu herhalde. Peki şimdi durum ne?  Haber kanalları bu mutluluğa engel oluyor. Onlara göre her türlü hava kötü.  Kar yağacaksa, yağmur yağacaksa, rüzgâr esecekse veya güneş açacaksa bir kaç gün önce den bombardımana başlıyorlar. Şiddetli kar geliyor donacağız, ulaşım alt üst olacak, yollar kapanacak ...turuncu alarm... Şiddetli sağanak geliyor m2 ye şu kadar yağış olacak, kırmızı alarm... Havalar ısınıyor, kavrulacağız, hava sıcaklıkları mevsim normallerinin 3 derece üzerine çıkacak... Eskiden de hava durumu verilirdi ama böyle felaket algısı yaratılmaya çalışılmazdı.  Şimdikiler reyting için ne yapacağını şaşırdı.  Gerçekten ekstrem hava şartları olacaksa neyse ama, sıradan,...

TDK'nın misyonu üzerine

Merak ettiğim bir şey var.  Bizim Türk Dil Kurumu (TDK) on yıllardır kelime üretme gayretindedir ya; acaba bir kelime üretirken, uydururken bu kelime Türki cumhuriyetlerde de var mı, yaygın mı, oralarda bir çok ülkede ortak kullanılan bir kelime varsa onu alalım, birliğimize de katkı sağlar diye düşündü mü? Kuruldu kurulalı 90 yıldır her yıl sadece 5 kelime alsa bu gün 500 kelimemiz ortak olabilirdi. Eskiyi hatırlıyorum, TDK nın derdi Türkçeyi arapça ve farsça kelimelerden arı ndırmaktı. Arındırdığı kelimeler belki de bizi geçmişimize ve Türki cumhuriyetlere bağlayan kelimelerdi. Arındırdı da ne oldu; belki iki katı sayıda kelime ingilizceden ve fransızcadan geldi girdi. Dil, kültür ve medeniyetin doğal uzantısıdır, ona zorla yön vermeye kalkarsan böyle yanlışların içine düşersin. Bildiğim kadarıyla bu gün sadece Azerbaycanlılarla kolayca anlaşabiliyoruz, diğer Türki Cumhuriyetlerdekilerle konuşmak anlaşmak zor. TDK keşke dil birliğini misyon edinip ona göre çalışsaydı.

Kışlık lastiklere rağmen mi kayıyorsun ...

Kışlık lastiklerim var yine de kayıyorum diyorsanız, okuyun. Geçenlerde kışlık lastik satın aldım. Her zamanki gibi montaj yapan ustaya kaç hava basıyorsun diye sordum; "34" dedi ki doğru basınç da buydu. Yine her lastikçi sonrası yaptığım gibi akşam yakınlardaki benzinliğe gidip kontrol ettim. Sonuç: basınç 30 psi. Kalibrasyon sorunu ihtimaline karşı yakındaki diğer benzinliğe gittim, orda da 30 psi ölçtüm ve tekrar 34 psi olacak şekilde hava bastım. Usta 34 yapmıştı bu fark  neden oldu? Lastik basıncı her 6 derecede yaklaşık 1 psi değişir. Usta benim lastikleri içerde taktı, taktığı ortam sıcaklığı 20 derece civarındaydı. Akşam ölçüm yaptığımda hava sıcaklığı dışarda -2 derece civarındaydı. Aradaki fark 22 derece, yaklaşık 3,5 psi yapar ki bu basıncın neden farklı olduğu durumunu açıklar. Lastik basınç ayarınızı hava ve lastikler soğukken yapın. Lastikleriniz ile yol yaptıysanız içindeki hava ısınmıştır, bu durumda ayar yapılmaz, bekleyin soğusun öyle yapın. Eğer beklemeye ...

Bir lisan bir insan mı ...

"Bir lisan bir insan iki lisan iki insan üç lisan üç insan". Yok böyle bir şey; yanlış. Bu laf sadece turist rehberleri için geçerlidir belki. Birileri fazlaca düşünmeden veya farklı bir kasıtla söylemiş bunu, yayılmış gitmiş. Bir tek yabancı dili iyi bir şekilde bilmek, ki en geçerli olanı ingilizce, yeterlidir. İkinci, üçüncü yabancı dil öğrenmek/öğretmek zaman israfıdır. Hindistan İngilizlerin sömürgesi iken, okullarda logaritma cetvellerinin ezberlenmesi zorunlu tutulmuş . Ansiklopedi kalınlığında logaritma cetvelleri ezberlenirmiş. Uyanık ingilizler bunu kötü niyetle yapmışlar tabii, millet boş durmasın boşa çalışsın, beyinler başka şeyle meşgul olmasın, uyanmasın diye. Acaba ülkemizde ikinci, üçüncü yabancı dil öğretmenin de böyle bir hikâyesi olabilir mi diye düşünmeden edemiyorum! A. F.